Gülçin Dinç’ten Gezi Güncesi (Tarsus ve Tuzla Tarım İşçi Çadırları, Karataş, Adana, Seyhan Baraj Gölü)

Gülçin Dinç’ten Gezi Güncesi (Tarsus ve Tuzla Tarım İşçi Çadırları, Karataş, Adana, Seyhan Baraj Gölü)

Kimi çiçek şairin evinde pencereye bakan sehpanın üzerinde güneşe gülümserken kimi çiçek sarp dağların yamaçlarındaki karların arasından filizlenip güneşi görmek için direnir. Güneş aynı güneş, çiçek yine çiçek… Lakin, düzen sabit ve yegane…

 

Çiçeği çiçekten ayıran bu düzen, insana nasıl eşit davranabilir ki? Bu yüzden zorluklara doğmuştur bazı insanlar… Onlar hep güçlü, hep dirençli olmak zorundadırlar! Ellerinden her iş gelmeli, ağır işlerde dahi çalışabilmeliler; hatta çalışmak için yerlerinden yurtlarından ayrılıp sosyal devletin onları unutabileceği başka topraklara gidebilmeliler! Zorluklara doğanlardansan, o topraklarda kış günü bir çadırda yaşayacak kadar soğuğa dayanıklı, zaruri ihtiyaçlarını o çadırda giderecek kadar önemsiz olmalısın… Zorluğun ortasında bir de çocuksan, üstüne renkli bir kazak giydiğinde mutlu olacak kadar saf, yalınayak dolaşacak kadar umursamaz, çabucak acıkmayacak kadar tok, dışarda ağladığını hatırlamayacak kadar unutkan olmalısın… Anne babaysan çocuklarını okula göndermeyecek kadar bilinçsiz olmalısın; ama çocuklarının, aile büyüklerinin karnını doyurduğun an sevinçle uyumalısın… Zorluklara kadın olarak doğduysan eğer bebek yaşta kulağı delinip küpe takılacak kadar önemli, çocuk yaşta evlendirilebilecek kadar sessiz olmalısın; her türlü işe koşmalısın ama bir an evvel anne de olmalısın… Zorluklara doğanlardansan, en önemlisi, hayatını değiştirmeyi düşünemeyecek kadar umutsuz olmalısın!

 

Mevsimlik tarım işçileri de zorluklara doğanlardan… Kimileri ülkelerini bırakıp gelirken başka memleketlere, korunacakları ülke toprakları olmasa da yine toprağa sığınırlar; kimileri ülkesindeyken sahip çıkanı olmadığından şehrini mahallesini bırakıp gelir. Çukurova’ya da böyle gelir tarım işçileri… Suriyeli aileler, Şanlıurfa’dan, Mardin’den ve diğer güneydoğu şehirlerinden mevsimlik göçle gelenler…

 

Mersin Fotoğraf Derneği de tarım işçi çadırlarının yaşamlarını, hayat mücadelelerini hayata not etmek, fotoğrafa hapsetmek için Aralık ayının 10’unda, İnsan Hakları Günü’nde, fotoğrafseverleri bir araya getirdi. Gün doğar doğmaz yola çıktık. Erken gitmeliydik; çünkü tarım işçileri sabahın erken saatinde kalkıp işe güce koyulmaktadır. Yola çıktıktan sonra serada çalışan tarım işçilerini fark edince durup yanlarına gittik. Nasırlı eller, biber toplayıp küfelere dolduruyordu. Şalvarı çiçekli, yazması oyalı güzelim kadınların elleri, sabahın seherinde toprakta iken onların emeklerini görme, hayat mücadelelerini fotoğraflama imkanı yakaladık.

 

Ardından, Alifakı Köyü’ne rotamızı çevirdik. Köye ulaştığımızda, ayakkabı boyacısı henüz kuruyordu tezgahını… Kalabalık değildi köy meydanı, köylüler bağda bahçedeydi belki de… Köy kahvesinde otururken bizi karşılamaya gelen köpeklerle kahvaltımızı paylaştıktan sonra sekiz köşe kasketiyle, ayakkabısını topuğunu kırarak giymesiyle bilinen Çukurova’nın köy insanlarını, yerinde, doğallığıyla fotoğrafladık ve tarım işçilerinin yaşadığı Tuzla’ya doğru yola çıktık.

 

Tuzla’da bizi mavi ve beyaz olup griye yüz tutmuş çadırlar arasında dolaşan çocuklar karşıladı. Rengarenk giyinse de çıplak ayaklı ay yüzlü çocuklar… Bir de tel örgüler üzerinde ve etrafta bulunan eşyalar…Müsaade isteyip çadırlara girip hasbihal ettik işçi ailelerle. Yeni insanlar, yeni hayatlar tanıdık o çadırlarda… Yaşını bilmeyen küçücük anneler, kaç çocuğu olduğunu söyleyemeyen kadınlar, babası ya da eşi cezaevinde olup onun yolunu bekleyenler, evlatlarını sağlığına kavuşturamamanın kahrıyla yüreği kavrulanlar, devletin onları görmeyeceğine inananlar… İşçi aileler, memleketlerini bırakıp çalışmaya gelmişlerdi. Çalışmak elbette bir insan hakkıydı; ama bu şartlar hiçbir insana ait olmamalıydı! İncecik, korunaksız bir çadır, eskimiş halılar, odun sobası, yataklar ve televizyondan oluşan bir yaşam alanı… İşte biz de zorluklara doğan tarım işçilerinin bu ekmek ve hayat mücadelelerini fotoğrafladık; ancak bu mücadele keşke o görüntülerde müebbet hapis kalsa da hiçbir insan zor koşullarda yaşamasa diye düşünürken hapsedilen görüntülerin yerlerine ve sahiplerine ulaşıp vazifesini yerine getirdiğinde yaşanılan zorlukların azalacağına inanmak, gönül rahatlığı sağladı bize. Bu gönül tesellisiyle, Adana Seyhan Baraj Gölü’nde gün batımını bakaçtan izlerken güneşin ışığını da sıcaklığını da tüm insanlarla paylaşabilmesini umut ettik…

 

Yakınımızda olup da göremediğimiz hikayeleri, hayatları görmemizi sağlayıp bu hayatları fotoğrafa yansıtma imkanı veren Mersin Fotoğraf Derneği’ne, Sevinç DİNÇER ve Savaş VARLISOYDAŞ’ a, ayrıca ekmeğini, ateşini ve emeklerini fotoğrafladığımız iki minibüs insana sıkma yapan gönlü bol köy kadınlarına, teşekkür ederiz. Tarım işçileri, insan hakları gününde Tuzla’daydı; ama gelecek mevsim kimbilir nerde hangi çadırda olacaklar… Fotoğrafseverler ise kimbilir daha kaç insan tanıyıp kaç hikaye dinleyecekler… Bizler yine bu yollara çıkmaya devam edeceğiz. Yola çıkmaya devam ederiz etmesine de, gün gelir de şairin dediği gibi ne zengin fakir, ne sen ben farkının olmadığı, kış günü herkesin evinin barkının olduğu, hayallerdeki memlekete kavuşursak, işte o gün anka olur uçarız!

Gülçin DİNÇ


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir