Kemal Tekin’den Taraklı Gezi Güncesi

Kemal Tekin’den Taraklı Gezi Güncesi

Yolculuğumuzun Sakarya Civarları

Gezmenin temelinde nedir yatan? İşten sıyrılmak, biraz soluklanmak. Peki fotoğrafın yeri nedir gezmede, bir şeyin varoluşunu mu kanıtlamak? Kimsenin fark etmediği ama burnunuzun ucundaki bir oluşu mu yansıtmak? İşte bundan iki yüz yıl kadar önce gezen, “boşta gezen” adama flenaur demişler. Ancak bu flenaur kişinin kendini bulması üzerine şekillenmiş, yani tam da “boşta gezen” kişi değil. Bu şekilleniş bir tavır almaktan ziyade onlarca yıl sonra fotoğrafla şekillenmiş. İşte asıl sorun bundan sonra başlamış. Bilinçli gezgin/kaşif neyi ister, fotoğraf makinesiyle. Neyi tam anlamıyla görmek gerek!

Hafta sonu aklımda, yanıtını bir parça bildiğim bu sorularla tekrar uzun bir yolculuğa başladık, şüphesiz bu yolculuk sırasında geçeceğimiz yerler daha önce fotoğraflanmıştı. Fotoğraflanmamış olma olasılığıysa düşük… Yalnız, bu durum böyleyken, fotoğraftan, bundan kendimize nasıl bir pay çıkarabilirdik. Bilmemiz gereken nelerdi bu gideceğimiz hat üzerinde.

Ankara’ya sekiz saatlik bir yolculuktan sonra ulaştık ve ardından Beypazarı’nda kahvaltımızı yaptık, yolculuk başlamıştı, başlamış olmasına, fotoğrafın yolculuğunda, ilk fotoğraflarımızda ağır ağır ortaya çıktı. Ardından; uzun yolun bir göl kenarında ulaştığı fotoğraflarla günün ortasını ettik. İlk günün kısa kârı var mıydı? Benim için bu kâr daha çok, fotoğraftan çok, görülen bu yerler oldu. Fotoğraflar olsa da hani, bizim görme penceresinden baktığımız neler var. Evet, evet, Memleketimizin gösterişli bir manzarasıyla şekillendi kameralar.

Göynük dönüş yoluna başladığımızda ve bu göle giderken ilkyazın kendini çoktan hissettirdiğini görmek isterseniz bu harika yere varmak gerekir kuşkusuz, insanlar salt ilkyazın görkemine tanık olmak için buralara yol almalı. Yolculukta ne ister insan, nereye varmayı hedefler! Bitmeyen bir yolculuk var burası için, kışın görkemi nedir buralarda!

Göynük’e hareket ettikten sonra, tepeden baktığınızda el değmemiş bir Safranbolu burası, henüz, öyle çok turistin gelmemesi de harika diye aklıma gelmedi değil. Kim istemez ki bundan kaç yüz yıl önceki bir tarihle karşılaşmayı, kim istemez ki tarihin ve doğanın içinden pek çok eskimiş, eskil tarihe bakmayı. Kanımca bir flenaur olmadan tarihi geçmek, gezmek insanın görsel belleğinde bir oluş ortaya çıkartır yeniden.

Göynük’e henüz varmıştık ki, hedefimizi ilk gün için Taraklı diye belirledik. Zaten gidiş ve dönüşümüzle Taraklı’da ikindinin saatlerini bulduk ve şirin ilçemiz, Akşemseddin’in de türbesi olan Göynük’e ulaştık. Akşamı burada, saat kulesinde Göynük’ün olağanüstü manzarasıyla karşıladık. Sanırım istediğim fotoğraflar olmasa da insani güzelliği ve doğal güzelliğiyle şekillenmiş bir yer daha keşfettim, keşfettik. Şirin otelimizde sabah yolculuğumuz, bizler için Taraklı’nın yaylalarında şekillendi. Epey büyük bir “meander/menderes” çizmiş  denebilecek bir yaylada kendimizi bulduk, yolculuğumuzun Sakarya civarlarında, çünkü dönüş yolu başlayacaktı artık. Bu güzel yerlerden ayrılma vaktimiz geldi. Ankara üzerinden geri dönerken, Derneğimizin klasik Tuz Gölü ziyaretinden sonra, iki günlük gezimiz sona erdi. Yolculuk yolda olmak değildir! Harika bir grupla yolculuk yapmaktır belki!

Kemal TEKİN

10/04/2018

 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir