Kemal TEKİN’den Gezi Güncesi (Kapadokya)

Kemal TEKİN’den Gezi Güncesi (Kapadokya)

Kapadokya’nın Gizemli Selamı

Güzel Atlar Ülkesi’ne gittiniz mi? Güzel Atlar eskisi kadar sizlere yoldaş oluyor mu? Bize biraz yoldaş oldu. Biraz fotoğraf çektik, biraz yağmurunu gördük, biraz da eski evlerini.

Yolculuğumuz sabahın erken saatlerinde Derneğimizin önünde başladı. Sabahın ilk ışıkları gelirken, Çamlıyayla üzerinden Yahyalı’ya geçtik. Buraya ulaştığımızda Güneş doğmaya başlamıştı ve bizi sisler içerisinde şirin bir köy karşıladı. Bu karşılaşmamızda sisle Güneşin aydınlatmaya çalıştığı çelişkinin içerisinden baktık çerçeveye, çektiğimiz fotoğraflar çerçeveye girerken, pek çok nedenden dolayı belki de sisin etkisi, uzaklarda bir yerleşim yeri, bize göre belki uzaklardaki bu yerleşim yeri birden gizemli bir hava içerisinde fotoğraflarımıza yoğun bir etki kazandırdı. Sonuçta, fotoğraf biraz gidip o gizemli etkiyi kameranın içerisine almak değil mi?

Sabahın ilk ışıklarında o gizemli etki biz yol aldıkça, azalırken, keskin bir ayazla kendini daha da hissettirirken, Sultan Sazlığına ulaştık. Erciyes dağı tüm görkemiyle kendini teslim etmez, önündeki Sultan Sazlığı da dağın bu ele geçmez görüntüsüne katkı sağlar, bunu biliyorum. Ayazın keskinliğiyle vazgeçilen çok önemli bir şeyi mi hatırlatıyor bu dağ. Sonuçta önümüze dağ gibi yığılan pek çok şey, birer kanıt olarak aklımızda dolaşabilir. Hangi dağı, hangi benzerliğe düştük ki hepimizin aklında bir aforizma olsa da bir dağ dolaşır. Ancak bu dağın müthiş, müthiş olduğu kadar da ulaşması zor görüntüsü insanları yanıltmamalı. Sonuçta fotoğraf bu etkiyi, bu etkinin dışında doğanın hapsedilmemiş görüntüsünü bizlere aktarır, aktarabilir. Bizler de öyle yaptık belki. Hapsedemediğimiz rafine görüntü kameranın içerisinde bir fotoğraf olarak bizlere ulaştı. Erciyes’in müthiş, müthiş olduğu kadar izlemekten etkilendiğimiz görüntüsü bizleri epey yanında taşıdı galiba, çünkü sık sık bu dağın fotoğrafını çekmek için durduk.

Yolumuz Ürgüp’e vardığında öğle saatlerindeydik. Ürgüp’deyse buraları ziyaret etmemiş birinin karşılaşabileceği çok fazla yer olduğunu unutmamak gerekir, tabi fotoğrafın, herkesin çektiği fotoğrafın dışında, fotoğraf bulmak, Ürgüp’e gelen biri için oldukça zor. Klasik bir kar fotoğrafı da olabilir bu veya Ürgüp’ün tarihi binaların fotoğrafı da olabilir bu! Şansımıza kar yağmadı, ertesi gün biz ayrıldıktan sonra karın yağacağını öğrendik. Yağsa daha mı farklı fotoğraf çıkardı bunu bilmiyorum. Sonuçta buraya dördüncü gelişim, farklı bir şey beklemek benim için tansık gibi bir şey olurdu muhakkak! Arkadaşların çektiği fotoğrafları görünce o tansığı beklemek galiba biraz anlamsız. Burada beklediğimiz mucize fotoğraf için çokça zaman geçirmek gerekebilir. Sonunda Ürgüp ve çevresinin panorama fotoğraflarını çekmeye karar verdik, akşam saatlerine kadar da bu planladığımızı yapmaya çalıştık, ancak Güneş’in batışını yakalamaya çalıştığımız an bir bulut kümesi buna pek de izin vermedi, en azından ışık huzmeleri olsaydı, galiba Ürgüp çevresine dördüncü gelişim beni pek de iyi karşılamadı. Akşam otele yerleştikten sonra sabah saatlerinde, sabahın köründe kalktık. Öyle denir ya halk ağzında sabahın körü, işte o saat 5.50. Amaç havalanan balonları çekmek, bunda da başarılı olamadık. Karın yoğun olduğu zamanlarda kalkan balonlar, yağmurdan dolayı havalanmadı. Kendi kendime iyimser olayım, nasılsa dün bir fotoğraf çektim diye avutayım kendimi diye düşünürken, otele geri döndük ve program doğrultusunda, Turasan’a uğradık. Turasan’ın ne olduğunu arkadaşlar araştırsınlar. Ben eskiden beri bu şeye bir türlü alışmadım. Aram hiç iyi olmadı. Ancak güler yüzlü Turasan’ın çalışanları bizi mahzenlerinde de gezdirdi. Kendilerine teşekkür ederiz.  Öğle yemeğinden sonra Ürgüp’den ayrıldık. Avanos’a geçtik. Ancak kar olsa, kar yok, yağmur peşimizi bırakmıyor. Avanos’da geçen zamanın ardından Mustafa Paşa’ya geçtik.

Mustafa Paşa kesinlikle görülmesi gereken bir yer, ince narin sokakları, söylenceleriyle önemli bir yerleşim kanımca, burada geçen zamanda yerleşimin dokusu sarıyor insanı, ama ben Akdenizli olarak galiba, burada bir haftadan fazla zaman geçiremem. Onda da fotoğraf için. Çünkü doğanın ve kentin salt kendini saklamaması gerek. Mustafa Paşa kendini çokça saklamış. Binaları kim bilir kaç yıllık.  Turizm ise ne yazık ki yeterince ilerleme sağlamamış, bir ara çok fazla turist geliyordu, bu etkileyici ve gizemli yere. Bir gün belki efsaneleriyle birlikte kent tamamen ortaya çıkar ve böylece Yunanistan’ın yaptığı gibi bu eskimeye yüz tutan halinden kurtarabiliriz buraları. Yalnızca düş var Mustafa Paşa’da gerçek tam kendini ortaya koyamamış, ama bu fotoğrafçı için önemli bir unsur olabilir, dikkatli bir göz bu gizemi kameraya yansıtabilir, bunu bir nebze de olsa başardık.

Mustafa Paşa’dan sonra Mersin’e dönüş başladı. Yolda çekilen fotoğrafın yanı sıra, karda kendini hissettirdi. Kar, bütün saflığını yanında getirir belki. Kar soğukta olsa! Bilmem aklıma geldi, kar mı soğuk, hava mı? Fotoğraf böylece bitti, akşamın ilerleyen saatlerinde Mersin’e ulaştık. Benim için biraz yorgunluk atmak olan, öyle planladığım bu gezi de gene de birkaç fotoğrafım oldu. Eminim arkadaşlarda da fotoğraf, istedikleri fotoğraf vardır.

Kemal TEKİN


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir