Gülçin Dinç’ten Gezi Güncesi (Artvin, Tortum, Şavşat, Borçka) 28-29 EKİM 2017

Gülçin Dinç’ten Gezi Güncesi (Artvin, Tortum, Şavşat, Borçka) 28-29 EKİM 2017

“Çaresiz çıkılacaktır o yolculuklara

Ki ömrün karşılığıdır serüvenler” der Ahmet Telli… Haklıydı galiba şair… Zaten Toroslardan Karadeniz’in sarp dağlarına kadar zamandan bir damla yakalayıp onu hapsetme isteğinden başka ne götürebilirdi hayatı bakaçtan görmeyi serüven haline getirenleri…

İşte hayatı bakaçtan görmeyi serüven haline getirenleri buluşturan Mersin Fotoğraf Derneği, sonbaharı Artvin’de seyretmek isteyen fotoğrafseverleri de bir araya getirdi. Sonbahar, bizim için kısa bir filmdi ve sonbahar kısa filminde kamera arkasında yer almaya karar vermiştik. Kısa film Artvin’de çekiliyordu ve Ekim’in 27’siydi. Yola koyulma vakti gelmişti.

Henüz gün aydınlık iken yolculuğumuz başlamıştı. Havanın kararmasının ardından yolun uzunluğu, soğukluğu ve zorluğu belirmişti; fakat hayatı bakaçtan görmeyi serüven haline getirenlerin samimiyeti, paylaşımcılığı, yardımseverliği bunları unutturuyordu. Yolun uzunluğu da, soğukluğu da, zorluğu da bizden çok Kayseri civarında yemek molası için durduğumuz tesisteki tır şoförlerini, kamyon şoförlerini etkiliyordu. Zorluklarla yalnız mücadele etmek kolay olmamalıydı.

Uzun ve ince yolumuzda ilerlemeye devam ederken Aşık Veysel’in memleketi Şarkışla’ya ulaştık ve esen rüzgarın uğultusunda içkin olan ozanın diktiği ağaçların sesini duyduk. Bu seste, ozanı yad ettik.

Sonbahar kısa filminin çekimine giden yolda ilk uğrama yeri: Öşvank Kilisesi. Erzurum’un Uzundere İlçesine bağlı Çamlıyamaç köyünde bulunan ve kuşların yuvası haline gelen kilise, görkemli yapısıyla etkileyiciydi; fakat Dünya Anıtlar İzleme Kurulu’nun en tehlikedeki yüz anıt listesinde yer almıştı…

Ardından, Tortum Şelalesi’ne ulaştık. Erzurum’un Tortum İlçesinde bulunan bu şelaleden dökülen suların üst bölümünde her zaman gökkuşağı oluştuğu söylenmektedir; ancak sanırım bunun fotoğraflanması pek de kolay değildi.

Yolumuz sonbahar kısa filmine doğru giderken yol kenarında olup ilgimizi çeken, zaman damlalarını anlamlı hale getiren manzaralar fotoğrafladık. Ağaçların, dağların göle düşen siluetleri, renk cümbüşleri ve bunların uçsuz bucaksız derinlikleri hepimizi çok etkilemişti.

Artvin Borçka’ya geldiğimizde sonbahar kısa filmi başlıyordu. Bulutlar güneşi kaçırmış bizi hayal kırıklığına uğratmıştı; fakat sonbaharın büyüsü bize umut veriyordu. Borçka Karagöl’e kıvrımlı yollardan geçerek geldikten sonra gördüğümüz huzur verici manzara mükemmeldi. Gölde yüzen kayıklar, ağaçların sarı, yeşil, turuncu, bordo renkleriyle tam bir uyum içindeydi. Kırmızı kayıkta bulunan genç adamın çaldığı tulum sesini de doğanın parçası zannetmek elde değildi.

Borçka Karagöl’den dönerken çay bahçesinde çalışan birini görünce yanına gidip sohbet ettik. Bahçedeki armut ağacından düşen armutları toplayıp çuvallara dolduruyordu. Topladığı armutlardan pekmez yapacakmış meğer…İznini alarak hayat mücadelesini,çabasını, yaşantısını fotoğrafladık. Sonbahar yüzünü göstermişti iyice… Sonbaharın sarısı mısırın sarısına ekleniyordu ve kışın sertliğine karşı tedbir alıyordu yöre halkı… Mısırlar kurutuluyor, pekmezler yapılıyordu mesela…

Artvin’in kıvrımlı yollarında sonbaharın büyüsüne kapılmış giderken uzun yolun sonunda Artvin Kafkasör’deki otelimize ulaştık. Tulum sesi bu kez uzaklarda değil hemen yanıbaşımızdaydı ve tulumu sohbet arasında dinlemek bizi mutlu etmişti. Bu çığlık dolu, yakarış dolu ses bizi yaylalara kavuşturmuştu adeta… Yaylaların soğuğuna, çetinliğine, insanına, insanının zor yaşantısına, hırçınlığına…

Ertesi gün, Porta Manastırına gitmek üzere yola koyulduk; fakat heyelan yolu kapatmış bizi yolumuzdan etmişti. Bunun üzerine biz de rotamızı Şavşat’a çevirdik ve yolumuz sonbaharın kalbine çıkınca durup fotoğraflamak istedik. Sonsuza kıvrılan bir yolu sonbahar sarısı süslüyordu ve bizim aklımızı başımızdan alıp götürüyordu…O denli hayran kalmıştık ki sonbahara… Halimizi gören yoldan geçenlerden biri kullandığı minibüsü durdurup arkadaşlarıyla yanımıza gelerek ne yaptığımızı, nerden geldiğimizi sordu. Sağolsun zerafet gösterip bize modellik dahi yapmıştı sonbahara hayran kalakalan hayatı bakaçtan görmeyi serüven haline getirenlere…

Sarı yolun büyüsündeyken vedalaşıp ayrıldık Karadenizli dostlardan…Sonbahar bizi bu kez Şavşat Cevizli Tibet Kilisesi’ne götürmüştü. Dağların arasında yalnız kalmış bu kilisenin fotoğrafını alırken kulağıma bir türkü çalındı.Hemen yan tarafta bulunan, bacasından dumanı tüten çay ve kahve evindeki radyoda Cengiz Özkan türkü söylüyordu. “Keklik dağlarda çağılar…” Bu samimi mekana doğru gidip kahvelerinden içtik, kahvaltılarını da  paylaşmışlardı bizimle…

Ardından, Şavşat Karagöl’e ulaştık. Göl kenarındaki köpekler, rengarenk ağaçlar, kuş sesleri, sarı ve beyaz renkte iki kayık karşılamıştı bizi…Bulutlar dağılmıştı ve artık gölde ağaçların rengarenk siluetlerini görebiliyorduk. Doğanın muhteşem görüntüsünü fotoğrafladıktan sonra Şavşat’tan ayrılıp Ardahan’a doğru ilerlerken sonbahar yerini kışa bırakmıştı. Renk cümbüşü kaybolmuş, karlar görünmeye başlamıştı; ancak yolumuz güneşin memleketine, Akdeniz’e bakıyordu.

Sonbahar kısa filminde yer alıp sonbaharı seyredip doğanın renklerinde kaybolurken içimizde zamandan bir damla yakalamanın verdiği mutluluk, bu yola çıkmanın, buralara gelmenin sevinci vardı. Biliyoruz ki şairin dediği gibi yolculuklar özetleyecek ömrümüzü…Biz bu yüzden bu yollara çıkmaya devam edeceğiz! Bu özete imkan veren, hayatı bakaçtan görmeyi serüven haline getirenlere sonbaharı yaşatıp sonbahar kısa filminde kamera arkasında bulunma fırsatı yaratan Mersin Fotoğraf Derneği’ne ve Sevinç DİNÇER’e teşekkür ediyoruz. Baki selam…..

Gülçin DİNÇ


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir